05524375212
info@arkepsikoloji.com

Çalıştığımız Alanlar

Bilişsel Davranışçı Terapi Nedir?

01.04.2019 07:38


Bilişsel Davranışçı Terapi Nedir?

Bilişsel davranışçı terapi; yapılandırılmış, şimdiki zaman odaklı olan; mevcut sorunları çözmeye ve işlevsel olmayan (yardımı dokunmayan) düşünce ve davranışı değiştirmeye yönelik bir psikoterapi yöntemidir.  Dr. Aaron T. Beck tarafından 1960’da geliştirilmiştir ve geniş yelpazedeki psikolojik ve medikal sorunlarda yaygın bir şekilde uygulanmaktadır. Bilişsel Davranışçı Terapi Modeline göre, duygularımız ve davranışlarımız, olayları algılama biçimimizden oluşmaktadır. Yani bireyler olaylardan değil, olaylara bakış açılarından ve onlara yaptığı yorumlardan etkilenmektedir. Terapist, duygusal ve davranışsal değişiklikler oluşturmak için hastanın düşünme ve inanç sisteminde bilişsel değişiklikler yapılmasının çeşitli yollarını aramaktadır.

Özetle Bilişsel Modele göre kişilerin duygu durumunu ve davranışını etkileyen işlevsel olmayan düşünceler tüm psikolojik bozukluklarda yaygındır ve insanlar düşüncelerini daha gerçekçi ve daha uyarlayıcı bir yolla değerlendirmeyi öğrendiklerinde duygu durumlarında ve davranışlarında iyileşme yaşanmaktadır.

Örneğin; depresif hissettiğiniz dönemlerde aklınızdan ‘Şu an hiçbir şey yapamam’ düşüncesi geçebilir ve bu düşünce ile birlikte üzgün hissedebilir (duygu) ve sonrasında yatağa kıvrılıp kalabilirsiniz (davranış). Eğer burada düşüncenin geçerliğini inceleseydiniz ‘aşırı genelleme’ yaptığınızı görerek bir çok şeyi gerçekte iyi yaptığınızı fark edebilirdiniz. Deneyimlerinize alternatif bakış açısı ile bakmak muhtemelen daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Bilişsel Davranışçı Terapide terapist hastaya bu durumları keşfetmeyi, sorgulamayı ve hastaya göre en uygun şekilde, işlevsel olarak değiştirmeyi öğretmektedir.

1977 yılından bu yana, Kognitif Terapi’nin etkililiğini ve geçerliliğini vurgulayan pek çok kontrollü, sistematik çalışma ve araştırma yapılmıştır. Dünyadaki ve özellikle ABD’deki araştırmacılar, araştırma bulgularına dayanarak bu tedavi yönteminin pek çok psikiyatrik ve psikolojik hastalıkta etkili olduğunu vurgulamaktadır.

Bilişsel Davranışçı Terapinin Etkililiği;

  • Depresyon

  • Obsesif-Kompulsif Bozukluk (Takıntı-Zorlantı Bozukluğu)

  • Yaygın Anksiyete Bozukluğu

  • Panik Bozukluğu

  • Sosyal Fobi

  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu

  • Çocukluk Dönemi Kaygı Bozuklukları

  • Çocukluk Dönemi Depresyonu’nda oldukça büyük bir etki alanına sahiptir.

Kafa 4 : Şema Terapi

Jeffrey Young tarafından bir model olarak geliştirilen ve bir terapi yöntemi olarak kullanılan ‘Şema Terapi; erken çocukluk dönemlerinde meydana gelen yaşantıların, yetişkinlik dönemindeki yansımalarının keşfine ve değişimine odaklı bir terapi yöntemidir.

Bir diğer adı ‘Temel İnanç’ olan ‘Şemalar’;  kökenini çocukluk yaşantılarından alan ve her bireyde varlığını koruyan, değişime dirençli zihinsel haritalardır. Doğduğumuz ilk andan itibaren yaşam boyunca dış dünya tarafından belirli duygusal ihtiyaçlarımızın karşılanması ve bu ihtiyaca bağlı krizlerimizin yatıştırılması eğiliminde oluruz. Bu ihtiyaçlar ilk olarak yeni doğan bebeklerde anneye ‘bağlanma’ şeklinde kendini gösterir. Yeni doğan; uyku ve beslenme gibi temel fiziksel ihtiyaçlarının karşılanmasına bağlı olarak anneye duygusal bir bağlılık geliştirir. Annenin bu dönemde çocuğun ihtiyaçlarını karşılaması, bebeğin zamanla anneyi ‘güvenli üs’ kabul etmesi açısından oldukça önemlidir. Çocuk, tüm gelişim dönemleri boyunca farklı duygusal krizler yaşar ve bu anlarda güvenli üs bildiği kişi/kişiler tarafından yatıştırılmayı bekler.

Duygusal hassasiyet anlarında ruhsal durumun bir başkası tarafından anlaşılması ve hassasiyete karşılık gereken tepki ve doyumun verilmesi çocuk için oldukça önemlidir. Nitekim çocuk böyle anlarda ruhsal açıdan zayıftır ve kuvvetlendirilmek ister. Sağlıklı her çocuğun yaşadığı bu duygusal ihtiyaçları bakım verenlerin karşılamalarına bağlı olarak çocuk sağlıklı ya da sağlıksız inançlar (şemalar) geliştirir. Bu inançlar kişinin yetişkinliğinde birtakım yansımalar ile kendini gösterir.

Şema Eylemleri

Şemalar organizmanın hayatta kalması için gerekli yapılardır. Bu nedenle işlevsel olan şemaların varlığını devam ettiren bazı davranışları vardır. Çevre ile uyum bozucu sonuçlara sahip olsa bile, tek bir şemanın doğruluğunun sorgulanması tüm sistemi etkiler. Bu nedenle şemanın geçerliliğini tehdit eden durumlarda, şema kendisini korumak için çeşitli eylemlerde bulunur. Şimdiye dek üç şema eylemi tespit edilmiştir: Teslim Olmak, Kaçınmak, Aşırı Telafi Etmek. Bu süreçler daha sonra şemayı güçlendiren uyum bozucu başa çıkma yöntemlerine dönüşürler. Bu eylemler çocuklukta uyumu sağlarlar ve psikoanalitik terimler olan direnç ve savunma mekanizmaları ile aynı anlama gelirler.

Şema Başetme Eylemleri :

1-Şema Teslimi

Şema Teslimi, şemayı güçlendiren veya sürekli kılan düşünsel, davranışsal veya duygusal stratejileri kapsar (örn: şemayı destekleyen bilgiyi abartmak, şema ile uyumlu davranışlarda bulunmak). Örnek olarak Kusurluluk şeması olan bir kişinin eleştirel arkadaşları ile ilişkilerini sürdürebilmesini gösterebiliriz. Kusurluluk şeması, kişinin kendisine gelen eleştirilere katlanabilmesini sağlar. Ve kişinin eleştiri alması, kusurlu olduğuna ilişkin inancını pekiştirir.

2-Şema Kaçınması

Şemayı ve ilgili duyguları başlatmaktan kaçınmak için kişinin uygulamaya soktuğu bilişsel, davranışsal ve duygusal stratejilerdir. Kişinin şema ile ilgili düşünmekten veya ilgili durumlarla karşılaşmaktan kaçınır. Örneğin Başarısızlık şeması olan bir kişi, sonuçta “kötü” olarak değerlendirileceğine inandığı için projesi üzerinde çalışmaktan kaçınabilir. Ve böylece olumsuz bir değerlendirme ile karşılaşma şansını arttırır. Bu durum da tekrar şemayı güçlendirmeye yarar (Kendini doğrulayan kehanet).

3-Şema Telafisi

Şemayı aşırı bir şekilde telafi etmek için kişinin uygulamaya koyduğu davranış ve bilişlerdir; şemadan beklenebileceklerin tam tersi olarak ortaya çıkarlar. Şema Telafileri çocuğun ebeveynleri, kardeşleri ve akranlarının kötü davranışlarının verdiği acıyla başa çıkmak için erken dönemde geliştirdiği işlevsel girişimlerdir. Yetişkin yaşlarda ve daha sağlıklı ortamlarda Şema Telafi edici davranışlar işlevselliği bozucu hale gelir ve kişinin sıklıkla “iyi niyetle kötü sonuçlar almasına” neden olurlar. Aşırı telafiler sonuçta amaçlananın tam tersine neden olur ve şemanın sürdürülmesine yardım ederler. Örneğin Duygusal Yoksunluk şeması olan bir kişi aşırı miktarda ilgiye ihtiyaç duyabilir ama günlük yaşantısında diğer insanları kendinden kasıtlı olarak uzaklaştırabilir ve sonuçta kendisini daha da yalnız hisseder.

Oyun Terapisi

Çocuklar bir yetişkinden farklı olarak deneyimlerini, duygularını ve düşüncelerini sözler ile değil oyun ile anlatırlar. Oyun terapileri, çocukların kendilerini ifade ettiği; deneyimlerini, duygularını ve düşüncelerini yansıttığı oyun alanını kullanarak çocuğa yardımcı olmayı hedefler. Oyun terapisi süreci çocuklar için bir psikolojik danışmanlık süreci olarak görülebilir. Oyun terapisinde zorlayıcı yaşam deneyimlerini, sorunlarını, duygularını ve düşüncelerini açığa çıkaran çocuk bunları çözümleyip yeniden yapılandırma imkanı bulur.

Oyun terapilerinde yönlendirmeli ve yönlendirmesiz olmak üzere farklı yaklaşımlar mevcuttur. Yönlendirmeli oyun terapilerinde çocuğun oyunu oyun terapisti tarafından yönlendirilir. Yönlendirmesiz oyun terapilerinde ise çocuk, oyununu kendisi kontrol eder.

Deneyimsel Oyun Terapisi

Yönlendirmesiz oyun terapileri arasında sayılan deneyimsel oyun terapisi yaklaşımına göre çocuk, kendisini iyileştirme kapasitesine sahiptir ve oyun sırasında duygusal sorunları ile hangi şekilde yüzleşmesi gerektiğini bilir. Bu yüzden oyunda herhangi bir yönlendirme yapılmaz ve çocuk istediği oyunu oynamaya cesaretlendirilir. Çocuk seçtiği oyuncaklar, belirlediği oyun akışı, kendisine ve terapiste verdiği roller ile duygusal sorunlarını ifade eder. Terapist ise çocuğun oyununa oyun dili ile dahil olur ve kabul edici bir yaklaşımla çocuğun duygularını yansıtır.

Oyun terapisi odasında çocukların kendilerini ifade ederken kullanabileceği çeşitli oyuncaklar bulunur. Bu oyuncaklar arasında bebekler, evler, aile figürleri, arabalar, doktor seti, boyalar, kum sayılabilir. Çocuklar, oyun terapisinin bu araçlarından yararlanarak mücadele ettikleri duygusal sorunlarını, hayal kırıklıklarını ve travmalarını oyunda yeniden yaratabilirler ve bunları oyun sırasında değiştirme fırsatına sahip olurlar. Aynı zamanda olaylara bakış açılarını ve davranışlarını değiştirebilirler. Bu sırada terapist ile kurdukları ilişki onlar için güvenli bir alan oluşturur.

Oyun terapisi çocuğun sembolik oyuna başlama yaşı olan 2 yaş civarında başlayabilir ve 2-10 yaşları arasında olan çocuklar için uygundur. Süresi ise çeşitli faktörlere bağlıdır. Çocuk yaşadığı olaydan sonra ne kadar kısa sürede oyun terapisine başlamışsa süreç o kadar kısa olabilir. Bunun yanında, çocuğun hangi gelişim çağında olduğu süre üzerinde etkili olabilir. Oyun terapisi sürecinde aile ve oyun terapisti arasında düzenli görüşmeler sağlanır. Terapist, çocuğun iyileşme sürecine yardımcı olacak tavsiyeleri aile ile paylaşır.

Oyun terapisinin yardımcı olduğu konular;

  • Travma sonrası stres bozukluğu,

  • Telaş, üzüntü, korku, kızgınlık gibi duyguların normalin üzerinde olması,

  • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu,

  • Başkalarını ya da kendini acıtacak hareketlerde bulunması ( başını duvara vurma, başkalarına yumruk atma),

  • Anne/baba ayrılırken aşırı tepki verme (ağlama, korku),

  • Sosyal içe kapanıklık,

  • Güven eksikliği,

  • Depresyon,

  • Ailede değişimlere adapte olmada zorlanma,

  • Sebebi anlaşılmayan baş ve karın ağrıları